Mutluluk Nerede Saklı?

Geçtiğimiz hafta, 2012’den bu yana her sene hazırlanan Dünya Mutluluk Raporu’nun 2018 versiyonu yayınlandı. 156 ülkenin değerlendirildiği raporda bu sene özellikle göçe ve göçün mutluluğa etkilerine değinildi. Mutluluk seviyelerine göre ülkelerin sıralaması yapıldı. Bu nedenle bu gün mutluluktan konuşalım, yaşadığımız yerle ne kadar bağlantılı olduğundan bahsedelim istiyorum.

Dünya Mutluluk Sıralaması

Öncelikle sıralamaya biz de biraz göz atalım. Herkesin iç geçirerek baktığı, ilk 10’a giren ülke şunlar:

1. Finlandiya
2. Norveç
3. Danimarka
4. İzlanda
5. İsviçre
6. Hollanda
7. Kanada
8. Yeni Zelanda
9. İsveç
10. Avustralya

İlk onda daha önceki yıllara oranla küçük değişimler var sadece. En üst sıralarda yine İskandinavya ülkeleri bulunuyor. Uzunca bir süre birinci sırayı elinde tutan Danimarka geçtiğimiz sene yerini Norveç’e kaptırmıştı. Bu sene ise Danimarka üçüncü Norveç ikinci sıraya yerleşirken liste başı Finlandiya oldu. İlk 10 dışındaki bazı ülkelerin sıralamaları ise şöyle:

15. Almanya
16. Belçika
18. ABD
19. İngiltere
29. Arjantin
74. Türkiye
102. Venezuela
156. Burundi

Peki neden bu 8 ülke derseniz, üzerine konuşulabilecek ülkeleri seçtim. Amerika, İngiltere ve Almanya genelde sıralaması merak edilen ülkeler oluyor. Türkiye anavatan, Arjantin şu anki evimiz, Belçika ise ilk kez yurt dışında yaşadığım yer olarak ilk göz ağrım. Burundi ve Venezuela’ya yer verme sebebim ise birinin en son sırada yer alan ülke olması, diğerinin ise en büyük düşüşü yaşayan ülke olması. Venezuela son senelerde yaşadığı ekonomik sıkıntılarla da bağlı olarak sıralamada 82’den 102’ye düştü. Türkiye ise geçtiğimiz sene yükseliş gösterip 69’uncu sıraya yükselmişken bu sene tekrar geriledi.

Bütün bunlar ne demek?

Bu listeye bakınca anlamamız gereken şey nedir? Finlandiyalılar çok mutlu, Burundililer mutsuzluktan kırılıyor mu?

Asıl olarak bu listenin nasıl oluşturulduğunu anlamamız lazım. Mutluluk sıralaması yapılırken göz önüne alınan 14 alan var. Bunlar: ekonomi, vatandaş bağlılığı,teknoloji, insan çeşitliliği ve sosyal konular, eğitim, refah, çevre ve enerji, yemek ve barınma, devlet ve politikalar, hukuk, sağlık, din ve etik, ulaşım, iş ve çalışma. Bir ülke bu alanlarda ne kadar gelişmişse vatandaşlarının mutluluk oranları da o kadar yüksek oluyor. Dolayısıyla sosyal devlet politikalarının aktif bir biçimde uygulandığı İskandinav ülkeleri hep üst sıralarda yer alabiliyor. Aynı şekilde yemek ve barınma gibi temel ihtiyaçların bile karşılanmasının zor olduğu bazı Afrika ülkeleri listelerin sonlarında yer alıyor.

Peki nasıl algılanıyor?

Açık söylemek gerekirse bu listeler ve hakkında yazılan makaleler beni mutsuz ediyor. Dünya Mutluluk Raporu’nun özellikle medyada edindiği yer o kadar çirkin ki. Sanki üst sıralarda yer alan ülkelerden birinde yaşamıyorsan mutsuz olmaya mahkummuşsun gibi. Rapor yayınlanır yayınlanmaz her tarafta çeşit çeşit içi boş makaleler türemeye başlıyor.

“İşte Dünya’nın en mutlu 10 ülkesi!”

“En mutlu ülkeler!”

“Mutlu olmak istiyorsanız nerede yaşamalısınız?”

“İskandinavya’ya taşınmak için bilmem kaç sebep”

“İskandinavlar çok mutlu!”

“Neden tası tarağı toplayıp İskandinavya’ya gitmeliyiz?”

Bunlara benzer daha yüzlerce başlık görmüş olabilirsiniz. Şimdi soruyorum, kaçınız bu haberleri gördükten sonra mutsuz hissetti? Listenin başında yer alan ülkeleri kıskandı? Kendini sırf Dünya’nın o köşesinde değil de bu köşesinde doğduğu için şanssız hissetti?

Peki gerçekten “İskandinavya ülkeleri = mutluluk” mu?

Bu haberleri görünce çok sinirleniyorum çünkü bence gerçekten çok yanlış ve kötü bir mesaj veriyor. Mutluluğu bambaşka bir yerde gibi gösteriyor ve ona ulaşmanın tek yolu da o yere gitmekmiş gibi anlatıyor. İskandinav ülkelerinde yaşayan herkes çok mutlu, listenin sonunda kalan ülkelerin her bir vatandaşı ise çok mu mutsuz? Şimdi kalkıp hep birlikte Finlandiya’ya gitsek bir anda içimizi mutluluk mu kaplayacak? Benin deneyimleyerek öğrendiğim çok net bir şey var:

Mutluluk, yaşadığınız yerle tanımlanamaz. 

Örnek vererek açıklayacak olursam; ben Türkiye’de doğdum ve 18 yaşına kadar da Türkiye’de yaşadım. 18’imden sonra hayat cilvelendi. Bir sene Belçika’da, 6 ay Danimarka’da, 2 ay gibi kısa bir süre de Amerika’da kaldım. Şimdi de eşimle birlikte Arjantin’deyiz. Eh, bakıyorum da şimdiye kadar hep listenin ilk yarısında kalmışım ama yine de listenin çeşitli yerlerinde bulunan ülkelerde bulunduğum söylenebilir.Tahmin edin en mutsuz olduğum, benim için en zorlu ve depresif geçen deneyim hangisiydi?

Danimarka.

İnanın bana buna hiç kimse benim kadar şaşırıyor olamaz. Daha önce Danimarka’da yaşamış ve çok güzel zaman geçirmiş arkadaşlarım vardı. Benim gittiğim sene Danimarka hala Dünya Mutluluk Raporu’nun bir numarasıydı. Gerçekten büyük bir heyecanla gitmiştim ve Danimarka gerçekten çok ama çok güzel bir ülke. Hayatımda o kadar temiz havası olan başka hiçbir yerde yaşamadım sanırım. İnsanları çok tatlı. Yardımseverliğin yeni, varlığını bilmediğim boyutlarını öğrendim Danimarkalılardan. Ayrıca sosyal devlet anlayışı çok gelişmiş. Ve bu benim ilk yurt dışı deneyimim de değildi, üçüncüydü. Yani artık farklı bir ülkede tek başına yaşamak konusunda deneyimliydim de.

Ancak ben hiçbir yerde Danimarka’da olduğum kadar mutsuz olmadım.

“Mevsim derdin neydi? Dünya’da yaşam kalitesinin en yüksek olduğu ülkelerden birine gitmişsin kızım sen!” diyebilirsiniz. Anlatayım.

Danimarka’yı, ve ilk sıralardaki diğer ülkeleri de, mutluluk sıralamasında bu kadar yukarı çıkartan en büyük etkenlerden biri suç oranlarının Dünya’nın diğer noktalarına nispeten düşük olmasıdır. Ben bu kadar ülkenin arasında sadece Danimarka’da hırsızlık yaşadım. Kartlarım çalındı. Yanımda olan kısıtlı nakit parayla 6 ayı soğuk ve gerçekten pahalı bir ülkede geçirmeye çalışmam gerekti.

Danimarka’daki sosyal sistem hiçbir vatandaşı birbirinden ayırmaz. Herkes eşit haklara ve güvenceye sahiptir. Mesela Danimarka’da bütün hastaneler ücretsizdir, sağlık konusunda herkes aynı haklara sahiptir. Ve böyle bir güvenceye sahip olduğunu bilmek insanın stresini azaltırken hayat kalitesini ve mutluluğunu da arttırır tabi.

Ancak ben Danimarka’da dizimi sakatlayana kadar bu sağlık sisteminin küçük bir kusuru olduğunu fark edememiştim. 100% eşitliğin bulunduğu bir sistemde zor duruma düşebiliyormuş insan. Çünkü sağlık sisteminin herkes için tamamen ücretsiz olması demek öncelik satın alamamak dolayısıyla da beklemek demek. Kısaca anlatacak olursam: Dizimi sakatladım. Doğal olarak hastaneyi aradım. Yürüyebiliyor musunuz diye sordular ben de tüm saflığımla evet dedim. Doğru, yürüyebiliyordum ama topallıyordum. Üzgünüz yürüyebiliyorsanız acil durum değil randevu almanız gerek dediler. Yarı yalvararak en erken bir hafta sonrasına randevu alabildim ve ben o bir haftayı topallayarak geçirdim.

Gerçekten benim derdim neydi?

Tahmin edersiniz ki her tarafa topallayarak gittiğim o bir hafta pek mutlu geçmedi. Hatta kartlarımın ilk ayın sonunda çalındığını düşünürsek Danimarka’da kaldığım 6 ayın 5’i pek de mutlu zamanlar değildi. Evet, Danimarka hala bana mükemmel sistemi sayesinde temel ihtiyaçlarımı karşılıyordu, kalacak bir yerim ve neredeyse 5 parasız olsam da (bir hafta topalladıktan sonra) yararlanabildiğim bir sağlık hizmeti vardı. Ülkenin hakkını yememeliyim, Danimarka geçekten çok güzel bir yer. Ama hayatımda en yalnız kaldığım günlerim orada geçti. Daha önce de yurt dışına hep tek başıma çıkmıştım ama sadece Danimarka’da bu kadar yalnız kaldım ben. Bir noktadan sonra zaman yavaşlamaya başladı ki saniyeler sayar haldeydim. Sıla hasretini hiçbir yerde o kadar hissetmedim.

Ve ben bu yüzden mutsuzdum. 

Mutluluk listesinde istediğiniz kadar yukarı çıkın, kişisel mutluluğunuz yaşadığınız yerle tanımlanamaz. Bu liste size temel ihtiyaçlara karşı stresin düşük, hayat dengesinin daha sağlıklı olduğu  ülkeleri gösterir ve ülkedeki genel mutluluk oranını ölçer. Yani kişisel mutlulukla birebir bağlantılı değildir. Dolayısıyla o ülkenin sizi mutlu edeceğinin garantisini veremez. Çünkü stresin düşük olması ve mutlulukla eş değer şeyler değildir. Bir insanı sevdikleriyle birlikte olmak ve sevildiğini hissetmek mutlu eder. Sevdiği işi yapmak, o işte kendini geliştirdiğini hissetmek mutlu eder. Ve temel bütün ihtiyaçları karşılanmışsa da bu yönlerden eksik kalan bir insan yine mutsuz olur.

Yine de bu yazdıklarıma bakarak temel ihtiyaçların insan hayatındaki yerini de küçümsememek lazım. Adı üzerinde temel ihtiyaçlar. Bir insan sevdikleriyle bir arada yaşıyor, sevdiği işi yapıyorsa da sokakta yürürken hayatını kaybetmekten korkuyorsa veya sevdiklerini kaybetmekten korkuyorsa mutsuz olur. Evsiz, işsiz, adaletsiz kalmaktan korkuyorsa insanın hayat stresi kişisel mutluluğunu etkileyecek kadar yükselebilir.

Mutluluğu arayan adam :p

Son Söz

Ben Dünya Mutluluk Raporu’nun çok başarılı bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Aslen açıp raporu incelediğinizde çok detaylı bir araştırma olduğunu görüyorsunuz. Sıralama yapmakta kullanılan kriterler ve sıralama sonucu, aslında ülkeler için gerçekten güzel bir değerlendirme ve bana kalırsa insanların, toplulukların, devletlerin, STK’ların öz değerlendirme yapabilmesi için güzel bir araç. Bir ülkenin bir sene aldığı aksiyonların sonucunu halkın mutluluk seviyesi ile ölçebilmesi bence çok güzel bir şey.

Sadece bazen raporun adı farklı olsa daha iyi mi olurdu diye düşünmüyor değilim. Çünkü bu haliyle insanda yukarıda bahsettiğimiz negatif fikirleri oluşturabiliyor. Ve bence bu negatif düşünceler sadece listede daha altlarda kalan ülke vatandaşları için geçerli değil. Bence ülkelerin mutludan mutsuza sıralanmış olası insanları bölüyor ve iki taraf için de karşıdakine karşı bir çeşit yargı oluşturuyor. Ve bu rapor bu fikri sadece ismiyle yaratıyor çünkü birçok insan açıp da 172 sayfalık bir raporu okumak istemiyor. Sadece raporun ismine ve sıralamaya bakıyorlar, diğer bütün fikir ve düşünceler zihinde kendiliğinden oluşmaya başlıyor.

Eğer konu ilginizi çekiyorsa rapora mutlaka göz atmanızı öneririm. Bu linkten pdf formuna ulaşabilirsiniz. Sizlerin de konu hakkındaki fikirlerini duymak çok hoşuma gider. İlgili düşüncelerinizi iletişim sayfasından mail aracılığıyla veya yorum olarak paylaşabilirsiniz.

Mutlu günler!

Bumerang - Yazarkafe