Iguazu Şelaleleri Gezi Rehberi #1 | Arjantin

Cataratas De Iguazu

Iguazu Şelaleleri Dünya’nın 7 Doğa Harikasından biri. Ölmeden önce görülmesi gereken yerler listelerinin vazgeçilmez noktası, Latin Amerika’ya yolunu düşürenlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken bir yer. Biz Arjantin’e taşındığımızdan beri Iguazu Şelaleleri’ni ziyaret edebilmeyi istiyorduk ve sonunda gittik!

Macera Dolu Latin Amerika

Evet, şimdi size pasaportsuz nasıl da gezilir, son dakika planları ve risk analizi nasıl yapılır onu anlatacağım. Bunu olur da birilerine böyle ayrıntı bir bilgi gerekirse diye yazıyorum. (Ben zaten pasaportumla giderim diyenler bir sonraki başlığa atlayabilir.) Zira başımıza çok sık rastlanmayacak bir şey geldi.

Gidişimiz biraz maceralı oldu çünkü tatil olduğu için gezi planları yapmıştık yapmasına ama benim pasaportumvize sebebiyle Amerikan elçiliğinde mahsur kaldı. Biz tam neyse en azından büyük bir yurt dışı planları yapmamışız, Brezilya tarafını da başka zaman görürüz diye kendi içimizde teselli bulurken Arjantin’de oturma izni olsa bile iç hat uçuşlarına da pasaportla binilmesi gerekiyormuş diye bir duyum aldık. Elimiz ayağımız birbirine dolaştı tabi. Çünkü benim hem pasaportum yoktu hem de hala Arjantin oturma izni kartım çıkmamıştı. (Çıkması 6 ay sürdü!) Elimde geçici bir resmi yazı vardı sadece. Uçak biletlerini zaten almışız. Son iki günümüzü gidebilecek miyiz gidemeyecek miyiz diye anlamaya çalışarak geçirdik.

Sonuç olarak, ciddi analizlerin ve istatistiksel hesaplamaların sonunda Iguazu’ya gidebilmeyi başardık.

Biletlerimiz cumartesi sabahı içindi, cuma gecesi eşimle oturup durum değerlendirmesi yaptık. İki ihtimalimiz vardı: ya gitmekten tamamen vazgeçecektik ya da sabah erkenden havalimanına gidip bizi uçağa alacaklar mı diye şansımızı deneyecektik. Almazlarsa da kısmet değilmiş deyip eve dönecektik.

Eğer alırlarsa da kalacak yere ihtiyacımız olacaktı. O ana kadar hala gidip gidemeyeceğimiz çok belirsiz olduğu için otel ayarlamayı ertelemiştik. Öncelikle oturup otellerin doluluk oranlarını kontrol ettik, genel olarak %50’lerde görünüyordu. Yani çat kapı gidiversek sokakta kalma riskimiz oldukça düşüktü.

Daha sonra da gitsek bile dönüşte sıkıntı çıkma ihtimalini düşündük. Alternatif dönüş rotalarını kontrol ettik. Günde kaç otobüs var? Dönüş uçağına almazlarsa sonuncusuna binebilir miyiz? Yer var mı? Yol kaç saat sürüyor? En sonunda dönüş uçağına almadıkları takdirde 15 saatlik bir otobüs yolculuğu yapmayı göze alarak araştırmamızı tamamladık. Cumartesi günü beklentileri minimumda tutarak havalimanına gittik. Kontuarda durumumuzu açıkladık, hiç sorun çıkartmadan aldılar. Biz de dönebileceğimizi de umarak düştük Iguazu yollarına.

İguazu Şelaleleri – Lower Circuit’den çekildi.

Ön Bilgi

  • Daha önce de dediğim gibi Unesco Dünya Miras Listesinde bulunan ve Dünya’nın 7 Doğa Harikası‘ndan biri seçilen Iguazu Şelaleleri Dünya’nın yeni 7 harikasından biri.
  • Aynı zamanda Dünya’nın en büyük şelaleleri. Yaklaşık olarak 275 şelaleden oluşuyor.
  • Suyun rengi beraberinde çok fazla toprak getirdiği için kahverengidir.
  • Tam olarak Arjantin, Brezilya ve Paraguay’ın sınırlarının birbirlerini kestiği noktada Brezilya ve Arjantin’in arasında bulunuyor. Bu üç ülkenin sınırlarını da Iguazu ve Parana nehirleri belirliyor.
  • Iguazu Şelaleleri hem Arjantin’den hem de Brezilya’dan ziyaret edilebilir. Şelalelerin Arjantin’deki ismi Cataratas de Iguazu, Brezilya’daki ismi ise Foz do Iguaçu’dır.

İlk Iguazu gezimizde malum sebeplerden sadece Arjantin tarafını görebildik. Bu nedenle bu yazı tamamen Arjantin’de bulunan Ulusal Iguazu Parkı’na yöneliktir. Brezilya tarafına dair yazıyı ise buradan bulabilirsiniz. İki taraf da birbirinden güzel olduğu için şansınız varsa ikisini birden görmenizi öneririm.

Süre

Eğer “Of ben uzuuuun uzuun tatil yapmak istiyorum, tatilimi de Iguazu’da bir tatil köyünde yapmak istiyorum” demiyorsanız 3 gün yeterli. Iguazu’nun size sunabileceği en büyük şey mükemmel bir doğa. Şehirde ulusal park dışında özellikle görülmesi gereken bir yer yok. Küçük tatlı bir yer, restoranları, dükkanları ziyaret edebilirsiniz. Yapılacak her şey rahatlıkla 3 güne sığabiliyor:

  • 1 gün ulaşım + şehir gezme + sınırların kesişim noktasına ziyaret,
  • 1 gün Arjantin’deki Iguazu Parkını ziyaret,
  • 1 gün Brezilya’ya geçiş ve Brezilya parkını ziyaret.

Eğer Brezilya tarafından başladıysanız programda Arjantin ve Brezilya parklarının yerlerini değiştirebilirsiniz. Ancak Arjantin’deki parkın Brezilya’dakinden çok daha büyük olduğunu göz önünde bulundurmayı unutmayın.

Ulaşım

Öncelikle şunu hatırlatayım: Brezilya’ya da Arjantin’e de Türkiye vatandaşları 90 gün vizesiz ziyarette bulunabiliyor.

Iguazu’ya Ulaşım:

Eğer Arjantin tarafından başlayacaksanız Puerto Iguazu’ya (Arjantin’de Iguazu Şelaleleri’ni barındıran şehir) gitmeniz gerekiyor. Uçak veya otobüsle ulaşabilirsiniz. Havayolunu kullanacaksanız Buenos Aires’ten direkt uçuşlar var. Buenos Aires’te iki farklı havalimanı bulunuyor: Ezeize International Airport (EZE) ve Aeroparke Jorge Newbery’den (AEP). İkisinden de Iguazu uçuşları var ancak iç hatlar uçuşları daha çok AEP’ten kalkar. İniş yapacağınız havalimanı ise Aeropuerto Internacional de Puerto Iguazu’ya (IGR). Otobüs yolculuğu yapacaksanız ise Buenos Aires’ten ve birçok civar şehirden kolaylıkla yola çıkabilirsiniz. Şehrin tam içinde bulunan Puerto Iguazu terminalinde ineceksiniz. Tabi Buenos Aires-Puerto Iguazu arasının otobüsle 15 saat sürdüğünü unutmayın.

Eğer Brezilya tarafından başlayacaksanız Foz do Iguaçu’ya gitmeniz gerekiyor. (Şehrin ismi şelaleyle aynı) Uçakla gidiyorsanız iniş yapacağınız havalimanı: Aeroporto Internacional de Foz do Iguaçu’ya (IGU).

Bunları detaylı yazmaya çalışıyorum çünkü bilet ve otel ayarlamaya çalışırken işler oldukça karışabiliyor. İki ülkenin arasından sadece bir nehir akıyor ve aynı şelaleyi paylaşıyorlar. Bu kadar yakın ve isimleri benzer iki alan arasında plan yapmaya çalışırken insanın kafası da doğal olarak karışabiliyor. Çünkü arama motoruna sadece Iguazu yazarsanız booking ve skyscanner gibi çok kullanılan siteler size iki ülkede de bulunan bütün seçenekleri çıkartıyor. Sonra bir de bakıyorsunuz ki uçağınız Arjantin’e gidiyor ama oteliniz Brezilya’da!

Havalimanından Otele Ulaşım:

Birçok otelin havalimanına servisleri var ancak bunları kullanmak istiyorsanız genelde 1-2 gün önceden otele haber vermeniz gerekiyor. Biz, daha önce de bahsettiğim gibi, son dakikada gittiğimiz için böyle bir seçeneğimiz yoktu. O yüzden biz otobüs terminaline ulaşım hizmeti veren bir firmayı kullandık. Bagaj alımdan çıktıktan sonra hemen sol tarafta kioskları duruyor. Tabelasındaki fiyat bilgisiyle hemen dikkat çekiyor zaten.

Bütün seçenekler arasından kişi başı en ucuza geleni bu. İlk gittiğimizde fiyatları kişi başı 120 pesoyken ikinci gidişimizde 150 pesoya çıkmıştı. Arjantin’de enflasyon şu sıralar çok yüksek olduğu için fiyatlara da çok hızlı yansıyor. Yine de bu servislerin de oldukça başarılı olduğunu söylemeliyim. Otelimizin kapısında bırakıp döneceğimiz gün de kapısından aldılar. Dönüş günü de sizi almalarını istiyorsanız mutlaka servisin numarasını almayı ve 24 saat öncesinden arayıp hangi saatte otelinizden ayrılacağınızı söylemeyi unutmamalısınız.

Taksilerin fiyatları ise yaklaşık 3 kişinin servis bedeline denk geliyor. Eğer kalabalık bir grupsanız taksileri tercih edebilirsiniz.

Iguazu Ulusal Parkı’na Ulaşım:

Parka ulaşıma gelecek olursak, otobüs terminalinden”Rio Uruguay” firmasının otobüsleriyle ulusal parkın girişine ulaşımı sağlıyorlar. Otobüsler sabah 8.00’den akşam 20.00’e kadar servis veriyorlar ve her 20 dakikada bir kalkıyorlar. Eğer gitmeden bir önceki gün fırsat bulabilirseniz otobüs biletinizi erkenden alın. Sabah erken saatlerde bayağı bir kuyruk oluyor ve Iguazu’yu gezmeye ne kadar erken başlarsanız o kadar iyi. Daha önce dediğim gibi Arjantin’deki Iguazu Ulusalı Parkı rahatlıkla bir gününüzü alabilir. Biz sabah 8.30’da gidip akşam 17.00 gibi de yorgun argın geri döndük.

Otel

Otel konusunda biz çok başarılı bir seçim yapamadık ne yazık ki. Iguazu’ya inince Booking’i açtık. Müsait odası olan, merkezi bir yerde bulunan, fiyatı uygun ve yorumları iyi olan bir otel bakmaya başladık. Kriterlere en uygun gibi görünen Hotel Los Helechos’tan yer ayırttık. Son dakika rezervasyonu olduğu için ücretsiz servisi kullanamadık. Bu yüzden yukarıda bahsettiğim havalimanından kalkan servislere bindik ve otelin hemen önünde indik.

Los Helechos’u önermiyorum çünkü Arjantin’de gördüğüm diğer bütün 3 yıldızlı oteller daha iyiydi. Eğer booking’den bakarsanız çok güzel yorumlar aldığını siz de görürsünüz, belki de başka insanlar için çok güzel bir deneyim olmuştur. Ancak biz ne yazık ki çok memnun kalmadık. Kahvaltı sadece kek çeşitlerinden oluşuyordu ve bence iyi değildi. Odamız da pek rahat olmamakla birlikte tuvaleti de bakımlı durmuyordu.

Bu noktada şunu belirtmeliyim ki Arjantin’deki otel standartları Türkiye’den daha düşük. Yani Arjantin’deki herhangi bir 3 yıldızlı otel Türkiye’deki 3 yıldızlı otellerden biraz daha kötü olacaktır. Bu bütün oteller için geçerli. Yani 5 yıldızlı otellere gitseniz de aynı şekilde biraz fark hissedebilirsiniz.

Ve ben Los Helechos’u Arjantin standartları içinde de pek başarılı bulamadım ne yazık ki.  Daha sonra güneye indiğimizde kaldığımız oteller kesinlikle çok daha iyiydi. Öte yandan konum olarak Los Helechos kesinlikle çok güzel bir yerdeydi. Şehrin merkezinde ve otobüs terminaline 10 dakikadan az bir mesafadeydik.

Yemek

Kaldığımız iki günde akşam yemekleri sırasında iki farklı restoran denemiş olduk. İlk gün gittiğimiz restoran inanılmaz salaş bir yerdi. O kadar salaştı ki adının ne olduğunu anlayamadım ama Color Restoranın karşısındaki salaş yer olarak tanımlayabilirim. Yandaki fotoğraf oradan. Mekan çok iç açıcı gibi gözükmese de lezzeti gerçekten güzeldi.

İkinci gün ise foursquare puanı çok yüksek olduğu için Aqva Restoran’a gittik. Orası da güzel ve şık bir restorandı.

Öğle yemeklerimiz ise hep peynir ekmek şeklindeydi. Parkı ziyaret eden birçok kişi gibi biz de öğle yemeğimizi yanımızda götürdük. Parkın içinde yemek satın alınabilecek yerler var ama geneli pahalı ve verdiğiniz paraya değmeyecek şeyler. Parkın ortasında büyük bir kafeterya var. Burada soğuk sandviç, hamburger tarzı basit fast food satılıyor. Eğer yanınızda yemek taşımayı hiç istemiyorsanız parkın içindeki tren istasyonunun yanında bir büfe bulunuyor ve bu büfenin bir kısmı da Subway. Kafeteryadansa Subway’i de tercih edebilirsiniz. Ancak uzun sıralar beklemeyi göz önüne almalısınız.

Önemli: Ulusal Park’ta tabi olarak birçok hayvan bulunuyor. Bunlardan bir tanesi de koatiler (coati). Yemek yerken özellikle bu küçük yaratıklara dikkat etmeniz gerekiyor çünkü insanlardan yemek çalmaya alışmışlar. Bir rakun türü olan koatilerin vahşi hayvanlar olduğunu unutmayın. Onları kesinlikle beslememelisiniz çünkü hem yasak hem de sizi ısırabilir veya tırmalayabilirler.

DCIM100GOPROGOPR0913.JPG

Puerto Iguazu Şehir Merkezi

İlk gün, bahsettiğim gibi, Puerto Iguazu’ya vardıktan sonra otelimizi ayarladık ve yerleştik. Daha sonra otelimize çok yakın olan şehir merkezine indik. Önce üç ülkenin de topraklarının görülebildiği, Iguazu ve Parana nehirlerinin kesişim noktasına doğru yürümeye başladık. Brezilya tarafında da Arjantin tarafında da sınır kesişiminin görülebileceği yerleri turistik kullanıma açmışlar. Durduğumuz yerden hem Paraguay’ı hem de Brezilya’yı görebiliyorduk.

Parana ve Iguazu nehirleri üzerinde bot turu.

Küçük bir bot turu satın aldık. Böylece sınırları bir de sudan görmüş olduk. Bu bot turu deneyimlemesi çok şart bir tur değilmiş onu öğrenmiş olduk. Ama yine de keyif aldık.

Puerto Iguazu’nun görüntüsü eşimle bende şöyle bir düşünce uyandırdı: Bir aralar buraya baya yatırım yapılmış. Turizmi arttırmak için bir sürü yer açılmış, şehre bakılmış, güzelleştirilmiş ama sonra bir şekilde bu kaynak kesilmiş ve şehir şimdi bakımsız kalmış. Bazı binalara baktığınızda bir zamanlar çok güzel olduğunu ama çok bakımsız kaldığını çok net bir biçimde görebiliyorsunuz. Birkaç yer güzelliğini korumayı başarmış ama diğerleri belli ki o kadar sıkı tutunamamış.

Iguazu Ulusal Parkı

Hazırlık

Mutlaka mutlaka ama mutlaka yanınızda yedek kıyafetle gidin! Iguazu Şelaleleri’ne gidip bota binmemek pek akıl karı değil. Bot turları sizi şelalenin altına kadar götürüyor. Yani, demek istediğim, gerçekten sizi şelalenin altına sokuyorlar! Ben gitmeden önce “birazcık ıslanıyorsunuz, yedek tişört götürün” gibi yazılar okumuştum. Vallahi yalan. Duş almış gibi oluyorsunuz. Sanki birisi enik gibi ensenizden tutup sizi nehre batırıp çıkarmış gibi ıslanıyorsunuz. Kuru bir noktacığınız bile kalmıyor.

Şelalelerin altına bot turu. Su bolca alüvyonlu toprak taşıdığı için kahverengi görünüyor.

Hazırlıklı gelmeyenler ıslak kıyafetleriyle gezmeye devam etmek zorunda kaldılar. Biz hazırlıklıydık, yedek kıyafetlerimiz vardı, değiştirdik. Ancak belirtmeliyim ki, bir doğal parkın içindeyken kıyafet değiştirecek usturuplu bir yerler bulmak çok kolay değil. Üstünüzü değiştirmek için bir alan, kabin, üstüne kıyafet koyabileceğiniz bir taburecik falan yok tabi ki. Bizim gibi yedek kıyafetle gelen herkesle birlikte bottan inince bir kenarda uslu uslu üstümüzü değiştirdik.

Bir de parka bilerek mayo/bikinisiyle gelenler vardı. Gördüğüm kadarıyla tekneye mayoyla binip ıslandıktan sonra üstlerini değiştirmediler. Iguazu’da güneş zaten çok kuvvetli. Kısa zamanda kuruyabildiler. Benim aklıma gelmemişti ama bu da oldukça mantıklı bir yöntem.

Bot için elzem olan bir diğer şey ise terlik götürmeyi unutmamak. Plaj terliği gibi bir şeyler işinizi görecektir. Bütün gün tozun toprağın içinde ıslak ayakkabılarla gezmek istemezsiniz.

Botta bu kadar eşyaya nasıl sahip çıkacağım diye düşünüyorsanız merak etmeyin. Bota binerken size su geçirmez kalın torbalar veriyorlar. Bütün eşyalarınızı içine koyup ıslanmaktan koruyabiliyorsunuz. Yalnız size verilen torbanın içi ıslak mı diye kontrol etmekte yarar var. Zira benim eşyalarım birazcık ıslak çıktılar torbadan. Muhtemelen benden önce kullanıldığında bir şekilde içi de ıslandığı için oldu diye düşünüyorum.

Yedek kıyafetlerin yanı sıra parkta giyeceğiniz bütün kıyafetlerin rahat olduklarından emin olun. Uzun süre ve engebeli arazide yürüyeceğinizi unutmayın. Parka girerken yanınızda bol bol su aldığınızdan emin olun. Oldukça sıcak ve nemli bir yere gittiğinizi unutmayın.


Iguazu Check List görselimize göz atın!


Park Jargonu

Arjantin Iguazu Ulusal Parkı oldukça büyük bir park. Lower Circuit & Upper circuit olmak üzere iki farklı ve uzun patika bulunuyor. Patikaların yanı sıra San Martin Adası ve Devil’s Throat’dan bahsedeceğiz. Nasıl bir yol izlenmesi gerektiğinin yanı sıra bu yerlerin tam olarak neyin de nesi olduğunu da anlatmak istiyorum. Zira gitmeden önce Devil’s Throat’ın ne olduğunu anlamak benim biraz zamanımı aldı. O yüzden şimdi park jargonuyla konuşmaya başlayacağız!

Lower Circuit, sizi arazinin alt eteklerinde gezdiren patika. Buradan şelaleye aşağıdan bakıp, sürekli dökülen tonlarca suyun nehirde yaptığı etkiyi yakından görebilirsiniz. Aynı zamanda patikanın en alt noktasında bot turlarının kalkış noktası bulunuyor. Aynı noktadan San Martin Adası’na giden botlar da kalkıyor.

San Martin Adası şelalenin dökülme noktasının hemen karşısında nehrin ortasında duran küçük bir adacık. Buradan şelaleleri daha yakından ve alttan görebilirsiniz. Aynı zamanda adacıkta dolaşıp üzerindeki küçük minik şelaleleri de görebilirsiniz. Bizim gittiğimiz gün San Martin Adasına yapılan turlar iptal edilmişti onun için biz deneyimleyemedik. Ancak duyduğuma göre ada üzerinden görülen manzara da çok etkileyiciymiş.

Upper Circuit’ten bir manzara.

Upper Circuit, sizi arazinin daha yüksek noktalarında gezdiren patika. Bu patikada şelaleye daha yukarıdan bakabilirsiniz.

Devils Throat yani Şeytan Boğazından bir manzara.

Devils Throat (Türkçe Şeytan Gırtlağı veya Şeytan Boğazı) tam olarak şelalenin tepe noktası. Burada Şelale tam olarak sizin bulunduğunuz noktadan aşağı doğru dökülüyor. Güneşli havalarda bu noktadan şahane gökkuşakları görebilirsiniz.

Park Haritası

Jargonu biraz öğrendiğimize göre parkın fiziki özelliklerine biraz daha detaylı girebiliriz. Öncelikle parka girdikten sonra ücretsiz haritalardan istemeyi unutmayın. Haritada üç tane tren istasyonu göreceksiniz. Bunların ilki parkın hemen girişinde. İkincisi de girişten çok uzakta değil ama parkın biraz da merkezi bir noktasında kalıyor. Lower Circuit de Upper Circuit de buraya bağlanıyor. Üçüncüsü ise Devils Throat’ın orada.

İlk istasyon ile park girişinin arasında bot biletlerinin satıldığı standlar kalıyor. İlk iş olarak bot biletinizi almalısınız çünkü çabuk tükeniyorlar.

Tren yolu park içi ulaşımı kolaylaştırmak için planlanmış ve ücretsiz. Ama eğer trene ihtiyaç duymanıza sebep olan özel bir şey yoksa tren kullanmanızı önermiyorum. İlk iki istasyonun arası çok yakın ve kolaylıkla yürünebiliyor. Biz o yolu 70-80 yaşlarında maceracı bir grup amca ve teyzeyle yürüdük öyle düşünün! Trene ise Devils Throat’a gitmek için bindik. Çünkü başka türlü gidilmiyor sanmıştık. Biz tam iki saat boyunca sıcağın alnında kaldırıma oturup trene binebilmek için sıra bekledik, beklerken gölgede olabileceğimiz yer kovaladık. Sonunda binip Devils Throat’a doğru yola çıktığımızda gördük ki tren yolunun hemen yanında bir patika var! İstesek 2 saat beklemek yerine kolayca yürüyerek gidebilirmişiz!

Trene binmek için üstünde sıra numarası olan kağıttan bir bilet almanız gerekiyor. Bileti almak oldukça kolay. Merkez istasyonun bulunduğu noktada seyyar bir masada oturan görevliden almanız gerekiyor biletleri. Sadece masanın önündeki sıraya girmeniz yeterli. Zor olan kısım treni beklemek. Tren inanılmaz yavaş hareket ediyor ve içi çok kalabalık oluyor. Trenle Devil’s Throat’a ulaşmak 20 dakika alıyor. (Trenden indikten sonra bir süre daha yürümeniz gerekiyor. Trene binmek yerine yürüyerek gitmeyi tercih ederseniz de 45 dakika sürüyor.

Rota

Lower Circuit (bot turu ve San Martin adası dahil) > Upper Circuit > Devils Throat

Gezinin tam olarak da bu sıralamayla yapmanızın da iyi olacağını düşünüyorum. Biz de, San Martin’i eksik bırakarak, aynı sıralamayı izledik. Bu sıralamanın güzel olmasının birkaç sebebi var:

  1. Işığın geliş açısı. Güneşi arkaya alıp güzel fotoğraflar çekebilmek için aşağıdan yukarı doğru gitmek daha iyi olacaktır.
  2. Kalabalık. Sabah gelir gelmez Devil Throat’a akan bir grup insan olacaktır. Erken saatte Devils Throat’a gitmenin en büyük dezavantajı birinci maddede bahsettiğim gibi güneşin geliş açısı. Sadace fotoğraf çekememek de değil, sabah erken gidince o kadar suyun ve güneş ışığının içinde gözlerini açıp etrafına bakabilmek de zor. Devils Throat’ın manzarası muhteşemdir. Akşamüstü ışığıyla manzaranın keyfini çıkartabileceğiniz bir anda gitmeniz çok daha iyi olacaktır. Devils Throat’ın her zaman kalabalık olacağını unutmayın. Ama daha alçak kısımları en azından daha az kalabalıkla gezmenin iyi olduğunu düşünüyorum.
  3. Kuruyabilmek. Bot turuna öncelik vermeniz günün geri kalanında üstünüzün başınızın kuruması için de size zaman yaratmış olur.

 

 


Yazı Bilgileri:

Gezi tarihleri: 18-20 Kasım 2017

Son güncelleme tarihi: 21 Haziran 2018

 

Bumerang - Yazarkafe