El Calafate Gezi Rehberi | Perito Moreno Buzulu | Arjantin

Patagonya Serisi #1: El Calafate

Dünya’da buzulların görülebildiği sayılı ülke var, Arjantin bunlardan biri. El Calafate; Arjantin’in Santa Cruz eyaletinde, Lago Argentino gölünün kenarında, küçük, tatlı, turistik bir şehir. En büyük ilgi noktası tabi ki Perito Moreno Buzulu‘nun bulunduğu ulusal park.

Ön Bilgi:

  • El Calafate ismini Calafate meyvesinden alıyor. İngilizcesi Magellan Barberry olan bu meyvenin Türkçe’de bir karşılığı yok. Şehrin her tarafında calafate reçeli bulmanız da mümkün
  • El Calafate, Patagonya bölgesinde bulunuyor. Patagonya, bir ülke, şehir veya eyalet değildir. Arjantin ve Şili’nin güneyde kalan topraklarına verilen addır, yani o coğrafi bölgenin ismidir.
  • Patagonya genel olarak kışları son derece soğuk ve karlı, yazları ise serin ve çok ama çok rüzgarlı.
  • Küçük bir hatırlatma: güney yarım kürede bulunduğumuz için; soğuk kış ayları: Haziran-Temmuz-Ağustos, rüzgarlı yaz ayları: Aralık-Ocak-Şubat.
  • Patagonya bölgesinde hayat pahalıdır. İklim ve coğrafi şartlardan dolayı ulaşım ve yiyecek tedariği zor. Bu da her şeyin fiyatını arttırıyor. Üstüne üstlük El Calafate gibi turistik noktalarda fiyatlar Buenos Aires’in bir buçuk katı kadar artabiliyor. Bu nedenle Patagonya gezilerinde bütçeyi iyi ayarlamak gerekiyor.

    Francisco Pascasio Moreno

  • Perito Moreno Buzulu, adını ulusal parkın kurucusu olan Francisco Pascasio Moreno‘dan alıyor. Buzulu ilk bulan Alman kaşifin adı ise arkadaki Fitz Roy dağlarına verilmiş.
  • Perito Moreno Buzulu UNESCO’nun koruma altındaki dünya mirasları listesindedir.

Hazırlık

Hemen yukarıda söylediğim gibi yazları Patagonya bölgesi inanılmaz rüzgarlı. Ben daha önce hayatımda böyle bir rüzgar görmedim. Dolayısıyla Patagonya’ya giderken nasıl giyineceğimize dikkat etmek gerekiyor.

Benim önerim olabildiğince kat kat giyinmek yönünde. Çünkü çok kalın mont ve kazaklarla giderseniz, rüzgardan korunan kuytu bir yere geçtiğiniz anda sıcak basacaktır. Bizim El Calafate’de olduğumuz tarihlerde hava 15-20 derece arasında değişiyordu. Sıkıntımız sıcaklıkla ilgili değil, tamamen rüzgar kaynaklıydı. Zira hava 20 derece de olsa rüzgar esti mi soğuk esiyor.

Tabi ki de sıcak ve rahat ayakkabılar.

Parka giriş için yanınızda nakit para bulunması önemli. Kartla ödeme yapılmıyor.

Yanınıza almayı unutmamanız gereken bir diğer şey ise güneş kremi. Hep duymuştum buz, güneşten fena yakar diye. Ama Antalyalıyım ben nereden bileyim. Hiç hem güneşli hem buzlu bir yerde bulunmadım ki. Burnum kıpkırmızı döndüm El Calafate’den.

Çift katlı otobüsten bir Patagonya manzarası.

Ulaşım

El Calafate’ye ulaşım:

Havayollarından LATAM veya Aerolineas Argentinas firmaları Buenos Aires’ten uçuyor. Uçuş yaklaşık 3 saat sürüyor. (yani yakın değil, kocaman ülke). Ushuaia, Bariloche gibi şehirlerden de El Calafate’ye uçuşlar bulunuyor. Ancak Arjantin dışı bir ülkeden direkt El Calafate’ye uçuş yok. Bu şehirlerden birinden geçmek durumundasınız. Civar şehirlerin hepsinden otobüsle ulaşabilirsiniz. El Calafate ünlü Route 40’nin (La Ruta 40) üzerinde bulunuyor. Bütün Route 40’yi otobüs veya arabayla gitmek de mümkün. (Ben günün birinde yapmayı çok istiyorum!)

Havalimanına ulaşım:

Aynı Iguazu da olduğu gibi kişi başı 120 pesoya otelinizin kapısına kadar bırakan bir servis firması vardı. Biletlerimizi aldık, tıpış tıpış binip otelimizin hemen önünde de indik.

Ulusal parka ulaşım:

Parka ulaşabilmek için birkaç seçenek var. Bunlardan birincisi El Calafate otobüs terminalinden  Taqsa firmasının otobüslerini kullanmak. Bir diğeri turlarla gitmek. Son seçenek ise taksiyle gitmek.

Tahmin edebileceğiniz gibi taksi en pahalı seçenek olacaktır. Zira şehir merkeziyle parkın arası çok yakın değil. Yol 1 saati alıyor.

Özel turlar şehrin her tarafında. Adım atsanız karşınıza tur acentası çıkıyor. Bu konuda muhtemelen oteliniz de size yardımcı olabilir. (2017’de) Tur fiyatları genellikle kişi başı 800 peso civarındaydı. Otelimiz de bize 900 pesoya gidiş geliş servis hizmetiseçeneği sunmuştu. Biz en hesaplı seçenek olan Taqsa’yı seçtik.

Taqsa otobüsleri sabah saat 8.30’da terminalden kalkıyor, öğlen 14.30’da da aynı otobüsle parktan şehre dönüyorsunuz. Biz giderken (2017) biletler kişi başı 600 ARS tuttu. Azıcık pahalı… Ayrıca Arjantin’de enflasyon yüksek olduğu için fiyatlar hızla yükselebiliyor.

Sıkıntı çektiğimiz küçük bir nokta oldu: vardıktan sonra temmuz 2017 itibariyle otobüs terminalinin şehir dışına taşındığını öğrendik. Otelimizi eski terminale yakın seçmiştik, bizim için biraz sıkıntı oldu. Yeni terminal henüz çok yeni olduğu için şu sıralar (2017-2018) internette okuyabileceğiniz birçok blog sizi eskisine yönlendirecektir. Bizim El Calafate’de bulunduğumuz sırada yeni terminalin yeri henüz google’da bile işaretlenmişti, sora sora bulmamız gerekti. (Harita üzerindeki yeri için tıklayın.) Şehir küçük olduğu için çok uzak değil ama yine de şehrin baya dışına taşınmış. Eski terminalden yenisine yürüyerek yaklaşık yarım saatte gidiliyor. O nedenle parka gideceğimiz sabah terminale taksiyle gidip dönerken terminalden otele kadar yürüdük.

Sarı parkurdan manzara – kırılmaların en çok görüldüğü bölge.

Süre

Bence El Calafate için 2 gün son derece yeterli. Bir gün park ziyareti ve ikinci gün şehir gezisi olmak üzere gayet tatmin edici bir gezi yapılabilir. Zaten küçücük bir şehir. Öbür yandan şöyle bir durum var: uçak veya otobüs saatlerinden dolayı günlerinizin yarısı yanıyor olabilir. Zaten bütün ulaşım araçları sizi mutlaka bir gün konaklatacak şekilde belirlenmiş. Oraya kadar gitmişken Arjantin ekonomisine katkıda bulunmanız lazım tabi. Biz iki gece konakladık El Calafate’de. Bir nevi zorunluluktan. Yazılarıma bir”Macera Dolu Latin Amerika” kısmı eklemeden olmuyor. Yine başımıza neler geldi yazının son kısmında göreceksiniz. Ama iki gece kalmamızın sebebi”son dakikada bir sorun çıkmazsa olmaz” şeklindeki yaşam tarzımız değil sadece. İlk gün öğlen vardık zaten El Calafate’ye. Ve günümüzü artık yerinde olmayan otobüs garını aramaya harcadık. İkinci gün ulusal parkı ziyaret edip Perito Moreno Buzulu’nu gördük.

Librobar’ın da bulunduğu küçük sokak.

Yapılacaklar:

Şehir merkezi oldukça şirin. Ana cadde olan Avenida Libertador üzerinde Özellikle turistik dükkanların bulunduğu küçük bir sokak var. Burada Borges&Alvarez Librobar‘da (kitap-kafe) oturduk biraz. Ben çok sevdim, size de gidip ziyaret etmenizi öneririm. (Librobar adres: Av. Libertador 1015) Glaciar Müzesi‘ne biz gitmedik. Müze şehrin baya dışında kalıyor. Gitmek için turizm ofislerinden ulaşım sağlamak gerekiyor. Biz o yüzden es geçmeye karar verdik. Bildiğim kadarıyla buzullarının oluşumuyla alakalı biraz informatif bir müze. Gidip beğenen de birçok kişi var. İsterseniz zaman ayırabilirsiniz.

Lago Argentino oldukça büyük ve güzel bir göl. Turkuaz renkli sularıyla büyüleyici bir yer. Şehir merkezinden göl kenarına aslında gitmek çok kolay, eğer rüzgar olmazsa. Daha önce dediğim gibi Patagonya’nın yazı oldukça rüzgarlı ve şansımıza bizim El Calafate’de bulundupumuz günler de en rüzgarlısındandı.

Lago Argentina’nın hemen kıyısında Reserva Laguna Nimez bulunuyor. Burası gölün etrafında korumaya alınmış belli bir bölge. Buradan bilet alıp göle daha da yakınlaşabiliyor, fauna ve florayı yakından inceleyebiliyorsunuz. Bir çok bitki ve kuş çeşidini görmek mümkün. Eğer rüzgarı sert bulduysanız ve Reserva’ya da gitmek istiyorsanız, size önerim daha şehrin içinden giden kısa yolu seçmeniz. Haritalarda daha manzaralı olduğu için önerilen daha uzun bir yolun da bulunduğunu göreceksiniz. Biz uzun yoldan gitmeye kalktık. Rüzgar o kadar sersemletti ki vardığımızda ben bir an önce geri dönüp biraz dinlenmek istiyordum. Bu tabi ki rüzgara alışık da olmamaktan geliyor. Siz hava durumuna göre kendi kararınızı verebilirsiniz.

Ve tabi ki Los Glaciares Ulusal Parkı‘na gidip buzulların kırılmasını izlemek! El Calafate’yi El Calafate yapan tabi ki ünlü Perito Moreno Buzulu. Eğer isterseniz tur kiralayıp buzulların üzerinde trekking de yapabilirsiniz. Tur firmaları buz kramponlarını size zaten sağlıyorlar, tek yapmanız gereken buzun üzerinde dikkatlice tur rehberinizi izlemek.

Bottan manzara.

Ulusal Park

Los Glaciares Ulusal Parkı, (veya Parque Nacional Los Glaciares/Los Glaciares National Park) El Calafate’nin yaklaşık 100 km dışında. Bütün isimlerini özellikle belirttim çünkü ABD ve Canada sınırında bulunan Glacier Ulusal Parkı ile karışabiliyorlar.

Parkın kapısına geldiğinizde otobüsten inmiyorsunuz. Bir park görevlisi gelip otobüsün içinde sizden park ücretlerini alıp biletlerinizi veriyor. Sonra otobüs parkın içine doğru yola devam ediyor. Taqsa’nın yolcu indirdiği nokta aslında stratejik olarak çok mantıklı. Bütün parkın en alt noktasında bırakıyor sizi, böylece otobüsten iner inmez bot turu için biletlerinizi alabiliyorsunuz. Biz ilk iş bota bindik ve  bot turuna öncelik vermemiz bizce harika oldu. Birçok kişi bot turunu öğleden sonraya bırakıyor dolayısıyla sabahları bot oldukça boş oluyor. Biz botta sadece 5 kişiydik, bizim dışımızda sadece bir aile daha vardı. Rahat rahat bir sürü fotoğraf çekebildik. Manzara görebilmek için kimsenin omzunun üzerinden uzanmamız gerekmedi.

Gezi için araştırma yaparken birçok yerde bot turunun gereksiz olduğuna dair yorumlar okumuştum. Ama ben keyif aldım ve çok da güzel fotoğraflarımız oldu. Belki geçe bırakıp kalabalıkla binsem benim için de bu kadar hoş bir deneyim olmayabilirdi. Onun için planınızda bot turuna pyer verecekseniz erken saatlerde ayarlamanızı öneririm.

Bot turunu bitirdikten sonra en yakın parkura dalıp parkı dolaşmaya başladık. Sonradan izlediğimiz rotanın çok da iyi olmadığına karar verdik çünkü hem sürekli tırmanmamız gerekti hem de parkurlar sırasında biraz aklımızı karıştı ve bitişte kendimizi otobüse bineceğimiz noktadan çok uzakta buluverdik. Onun için şimdi daha iyi olduğunu düşündüğüm rotayı da anlatacağım.

Parkın içindeki yönlendirici tablolardan çekilmiştir.

Bizim Rotamız:

Taqsa, yolcuları sağ alt köşede görebileceğiniz park alanında bırakıyor. İner inmez bot biletini alıp iskeleden binebiliyorsunuz. Dediğim gibi erken bot turu yapmanın çok iyi olduğunu düşünüyorum, Taqsa bir anlamda bize bu konuda yardımcı olmuş oldu. Buzulu ağzına kadar dolu bir botta, başka insanların omzunun üzerinden izlemeye çalışmak zorunda kalmadık. Ki internette bot turunun iyi olmadığını söyleyen çoğu insanın turu çok kalabalık bir ekiple yaptıkları için beğenmediklerini düşünüyorum. Yoksa manzara şahane, buzullar tam karşınızdan yükseliyor, temiz havada rahat rahat büyüleyici görüntünün tadını çıkartmak harika bir şey. Bu arada botların buzullara hiçbir zaman çok yaklaşmadığını da belirteyim. Her an kırılma ihtimali olduğu için güvenli bir uzaklıkta gezdiriyorlar sizi.

Benim gördüğüm kadarıyla, birçok farklı tur otobüsü ise fotoğrafın tam ortasında bulunan otobüs işaretinin bulunduğu yerde indiriyor yolcuları. Böylece onlar bize oranla daha çok yokuş aşağı yol almış oluyorlar. Önce mavi çizgiyle gösterilen yolu yürüdük ve sırasıyla sarıya ve beyaza geçtik. Taqsa bizi bıraktığı yerden saat 14.00’de alacağı için kırmızı ve yeşile zamanımız yoktu. Patikaları izleye izleye en tepeye çıktık ve bir de baktık ki otobüsümüz bizi ta en alttan alacak! Bir an ne yapacağımızı şaşırdık!

İki otoparkın bulunduğu noktalarda da kafeteryalar, hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Girip aşağıya nasıl inebileceğimizi sorduk. Ya geldiğimiz bütün yolu geri dönmemiz gerekiyordu, ya da park içi servisler (shuttle) bekleyecektik. Neyse ki servisler çok sık geçiyormuş. Üst kafeteryadan alt kafeteryaya dar bir araba yolu açılmış servisler için. Bu yoldan yürümek kesinlikle yasak. Yürümeye kalkarsanız sizi bulup ceza kesiyorlar. Ve daracık yolda size servislerden birinin çarpma ihtimali de çok yüksek. Onun için kesinlikle kendi başımıza gitmeye kalkmamamızı özellikle tembihlediler. Biz de uslu uslu servis gelsin diye bekledik. Bindikten sonra aşağı kafeteryaya varmamız maksimum 10 dakikamızı aldı. Böylece otobüsümüze yetişebildik.

Mavi parkurun sonu, bota biniş alanı.

İdeal Rota:

Biz bottan indikten sonra tırmana tırmana parkı dolaştık ancak o kadar tırmanmak yorucu oldu. Onun yerine bot turundan sonra mavi parkura hemen başlamak yerine park içi servisler aracılığıyla beyaz parkurun bulunduğu kısma gidebilirsiniz. Burası aynı zamanda parkın yüksek kısmı. Burada buzullara yukarıdan bakıyor ve üstlerini de görebiliyorsunuz.

Bu noktadan itibaren parkurları aşağı doğru gezmeye başlayabilirsiniz. Beyaz parkur, tekerlikli sandalye ve bebek arabaları için uygun olan parkur. Biz kırmızı ve yeşili zamanımız olmadığı için yapamadık. Yeşilde sadece ormanın içinden geçiyorsunuz, kırmızı ise en engebeli olan parkur; biraz güç istiyor. Sarı parkur, buzullara en yakın olan ve en çok kırılmanın görüldüğü alana bakan yer. Mavi parkur ise en alçak olan parkur, su seviyesine kadar iniyorsunuz. Malum mavi parkurun en uç kısmından bota biniliyor zaten.

Beyaz parkurdan manzara.

Eğer beyaz parkurdan başlarsanız, sırasıyla yeşil, kırmızı, sarı, mavi diye gidebilirsiniz. Beyaz parkur oldukça küçük zaten, yeşile geçmeniz zor olmayacaktır. Böylece buzulları önce aşağıdan bottan görmüş, sonra en yukarı çıkıp tekrar gittikçe su seviyesine yaklaşarak izlemiş olursunuz. Aynı zamanda, bu rota nispeten daha az tırmanış gerektirecektir. (kırmızı parkur hariç, orası çok engebeli) Bütün parkurlar bittikten sonra şehir merkezine geri dönebilmek için tekrar beyaz parkın merkezindeki otoparka dönmeniz gerekebilir. Mavi parkurun sonundan yine park içi servisleri kullanabilirsiniz.

Şehir haritasından çekilmiştir.

Perito Moreno Buzulu neden kırılıyor?

Gel gelelim burayı bu kadar ilginç yapan konuya. Perito Moreno neden kırılıyor? Çünkü Perito Moreno canlı bir buzul. Sürekli olarak hareket halinde olan aktif bir buzul. Bu buzullar aslen sürekli olarak yağış alan dağların oluşturduğu bir nevi buz nehri. Sürekli olarak eklenen kar ve buz ile birlikte buzul da akmaya, ilerlemeye devam ediyor. Perito Moreno bütün buzulun en uç, en karaya yakın noktası. Bu noktada artık buzul karaya dayandığı için daha fazla ilerleyemiyor ve kırılmalar yaşanıyor. Perito Moreno’da her gün kırılmalar oluyor. Yazın parkta olduğunuz süre boyunca kırılma seslerini duyabiliyorsunuz. Düzenli olmayan aralıklarla ise kara ve buzul tamamen birleşebiliyor. Bu durumda buzul tamamen karaya dayanarak Lago Argentina ve Brazo Rico tamamen birbirinden ayrılmış oluyor. Ama tabi su da buzulu aşındırmaya devam ediyor ve böylece aiağıdaki gibi kara ile buzulu birleştiren bir buz köprüsü oluşuyor. Karadan aldığı sıcaklıkla buz köprüsü tabi olarak dayanamayıp kırılıyor.

Daily Mail’in sitesinden alınmıştır.

Bu tarz büyük bir kırılmaya denk gelmek kolay değil. En son 2004 yılında gerçekleşen kırılma birçok haber kanalı tarafından kameraya alındı. Biz ise bırakın büyük kırılmayı küçük bir kaç taneyi bile zor gördük ne yazık ki.

Otel

Otelden yana bu sefer şanslıydık. Yine şehir merkezinde olduğu için ve eski otobüs terminaline yakın gibi gözüktüğü için Kalken Hotel’i tercih ettik. Tabi sonradan terminalin taşındığı ortaya çıkınca oteli seçme sebeplerimizden biri güme gitmiş oldu. Ama otelden çok memnun kaldık. Temizdi, kahvaltısı standart bir 3 yıldızlı Arjantin oteli için güzel ve çeşitliydi. (Kahvaltıda peynir vardı. Bu çok büyük bir artı!) Şehrin tam içinde bulunduğu için şehir merkezini gezmemiz de kolay oldu.

Patagonya’nın meşhur kuzusu

Yemek

Sabah kahvaltılarımızı otelde yaptık. Hemen yukarıda bahsettiğim gibi otelimizin kahvaltısı iyiydi. Öğlenleri de hep peynir ekmek yedik. Akşamları ise olabildiğince güzel ziyafet çekmeye çalıştık.

Kırmızı tonbalığı – Mako

İlk gün, daha önce El Cafate’ye ziyaret etmiş bir arkadaşımızın önerisiyle, Mako Restoran’a gittik. Çok şık bir restorandı. Ana yemekten önce içimiz ısınsın diye birer çorba söyledik. Menüde mısır ve balkabağı çorbası vardı, birer tane sipariş ettik. Çorbalardan çok memnun kaldığımı söyleyemeyeceğim. Çünkü çorbanın yanında peynirli dondurma gibi bir şey de geldi. Öyle yapmamız gerektiğini varsayarak çorbanın içine karıştırdık. Güzel olmadı. Ama mısır çorbasının tadı dondurma karıştırmadan önce benim hoşuma gitmişti.

Kuzu eti – Mako

Ana öğün olarak da Patagonya’nın kuzusu ünlü diye bir porsiyon kuzu eti sipariş ettik. Arkadaşımızın önerisi üzerine bir de kırmızı tonbalığı söyledik. Tonbalığı gerçekten çok güzeldi, bayıldım. Kuzu da oldukça lezzetliydi. İkinci gün ise akşam yemeğimizi La Marca‘da yedik. Burası güzel bir bahçenin içinde salaş bir restorandı. Burada da kuzu söyleyip paylaştık. La Marca’nın kuzusunun Mako’dan daha lezzetli olduğuna kanaat getirdik. Parmaklarımızı yedik resmen.

Macera Dolu Latin Amerika

El Calafate gezimiz de aynı Iguazu gibi maceralı oldu. Bu sefer hiçbir sıkıntı yaşamadan gittik. Ama El Calafate’ye vardığımızın ertesi günü öğrendik ki bütün havayolu çalışanları sonraki iki gün boyunca grev yapmaya karar vermişler. El Calafate’den Ushuaia’ya geçme planlarımız bir anda suya düştü. Otobüsle Rio Gallegos’a (Santa Cruz eyaletinin başkenti) geçip oradan ek seferle Buenos Aires’e döndük. Grev süresini Buenos Aires’te geçirmediğimiz için de ayrıca bir şükran duyduk.

Buenos Aires’te her gün bir grev, bir eylem, bir protesto olur zaten. Ancak bu seferki büyük bir olaydı. Sadece havayolları değil şehir içi otobüsler ve metro hatlarının hiçbiri çalışmamış. Gösteriler biraz vahşi bir hal almış. Biz de eve dönüp dönememe stresini yaşadık ve gezimiz bir ayağını iptal etmek zorunda kaldık. Ama o süreyi Buenos Aires’te geçirmekten iyi oldu yine de. Rio Gallegos’un turistik bir özelliği yok. Ancak yolunuz düşecek olursanız öneriler için benimle iletişime geçebilirsiniz. Otel önerisinde bulunabilir ve ulaşıma dair bazı öneriler verebilirim. Ben Rio Gallegos’u sevdim. Hem ilk kez Arjantin’in ünlü şehirler arası otobüslerini deneyimlemiş oldum hem de klasik bir patagonya şehri görmüş oldum.


Yazı bilgileri: Gezi tarihleri: 17 Aralık – 19 Aralık 2017

Yazının son güncellenme tarihi: 23 Ocak 2018

Bumerang - Yazarkafe