Buenos Aires’te 6 Ay

Adaptasyon Serisi #2: Nereye Gitti Bu Kadar Zaman?

Daha birkaç gün önce 3. ay yazımı yayınlarken tekrar okudum. Üç ay öncesini tekrar görmesi çok hoşuma gitti. Bu yazıların amacı bu zaten. Zamanla neler değişti, neler değişmeli görebilmek. Öz değerlendirme yapmak. Daha da güzel yanı ise her zaman mutlak bir ilerleme olması. Bunu görüp motive olabilmek.

Önceki yazımda dediğim gibi adaptasyon kaçınılmaz bir süreçtir. Adapte olmaya en çok direnen insanlar bile yeni yaşam ortamına belli bir oranda uyum sağlamak zorundadır. 18 saat uzakta kalmış kuaförüne gitmeye devam edemezsin çünkü. Ben de üçüncü ay yazımı okuyunca bazı şeylerin nasıl da kolaylaştığını fark ettim. Ne mutlu bana!

Altıncı ay daha zor.

Aslında hep altıncı ayın üçten daha zor olduğunu düşünmüşümdür. Çünkü 6 ay evden, memleketten uzak geçirmek için uzun bir süredir artık. İnsandan yeni bir yere gelmiş olmanın heyecanı yavaş yavaş yıkanmaya başlar, özlem ve bıkkınlık hissinin bu sıralarda depreşmesi mümkündür. Bu nedenle kişinin nasıl bir bakış açısında ve motivasyonda olduğu çok önemlidir. Eğer pozitif duygu ve düşünceleri koruyabilirseniz ara sıra anne karnındaki bebek gibi tepikleyen bu duyguları kolay atlatabilirsiniz.

Yanlış anlaşılmak istemiyorum, altıncı ay illaki zor geçer diye bir şey yok. Daha önce birçok kez belirttiğim gibi herkesin deneyimi parmak izi gibidir, tamamen kendine özgüdür. İki kişinin deneyimleri ne kadar aynı koşullar altında gerçekleşmiş olursa olsun birbirinden farklılık gösterecektir. Yine de benim bu bir yıllık süreçte en zorlu dönemin bu altıncı al olduğunu düşünmemim birkaç sebebi var:

Mevsimler

Etkenlerden birinin mevsimsel olduğunu düşünüyorum. Altıncı ayın yaza veya kışa denk gelmesi baya bir şey değiştiriyormuş bunu ben de yeni öğrendim. Daha önce altı ay evden uzak kaldığımda hep kış mevsimine ve karlı ülkelere denk gelmişti. Hava soğuk ve depresif, günler kısa. Dışarı çıkıp biraz kafa dağıtmak istesen de yapamıyorsun çoğu zaman. Şimdi ise ilk kez yazın geçiriyorum bu dönemi. Evet, sıcaklar da bunaltıcı ama güneşin insan üstündeki olumlu etkisi gözardı edilemez.

İnsan faktörü

Asıl hassas nokta ise işte bu insan faktörü. Altıncı ayda artık ülkeye ve ülke insanına karşı bazı düşünce ve hislerin oluşmaya başlıyor bence. İlk geldiğinizdeki toz pembe gözlükleri çıkartıp etrafınızda olan bitene daha yargılayarak bakmaya başlıyorsunuz. Bana göre Buenos Aires gerçekten güzel bir şehir ve burada olduğum için mutluyum. Arjantinliler için ise henüz ne düşüneceğimi bilemiyorum.

Ne düşeneceğimi bilemiyorum çünkü öncelikle çok fazla Arjantinli tanımıyorum. Tanıdığım Arjantili sayısı iki elin parmaklarını anca geçer sanırım ve gerçekten arkadaş oldum diyebileceğim sadece bir kişicik var. Her ne kadar manavımla kanka olma yolunda sağlam adımlar atsak ve temizliğe gelen ablayı baya sevsem de arkadaş edinme konusunda çok başarılı olamamışım şimdiye kadar.

İtiraf etmek gerekirse ilişkiler konusunda bundan daha fazlasını bekliyordum, biraz hayal kırıklığına uğradım. Sonuçta ülkesine gelmişim, doğal olarak daha fazla Arjantinliyle tanışırım sanmıştım. Şimdi görüyorum ki ortam yaratma konusunda başarısız kalmışım. Beni Arjantinlilerle direkt burun buruna bırakan bir ortama henüz girmemişim ki bu çok çok büyük bir eksiklik! Bu konuda çalıştım aslında birçok kurs, gönüllü çalışma programı, iş baktım şimdiye kadar. Ama öyle veya böyle bir şekilde hiçbirine başlamadım. Buradan çıkartılan ders ise acilen bu konuda bir aksiyon almam gerektiği.

Bu arada Arjantin halkıyla saçma sapan deneyimlerim de oldu. Mesela tamirciyi eve getirebilmenin gerçek bir ustalık, bir sanat olduğunu öğrendim!

Ekim ayında ev taşımıştık. Taşındığımızın ikinci haftası tamirci çağırıp evdeki bozuk, gedik şeyleri gösterdik. Bazı prizler çalışmıyor, mutfaktaki lambalardan biri bozuk, bazı dolapların kulbu yok vesaire… Hepsine baktılar, malzeme alıp başka bir gün tekrar gelmemiz gerekiyor diyip gittiler. Bir daha geldikleri tarih 28 ARALIK. O geldiklerinde de lambayı tamir edemediler bir tane daha malzeme lazımmış bugün alıp gelicez dediler, hala ses seda yok.

Şu anda yazın ortasındayız ve geçen hafta klimamız bozuldu. Yalvar yakar birini getirdik. Adam aslında elektrikçi, klima servisinden biri de değil yani. Elinden geldiğince birşeyler yaptı, tekrar bozulmayacağına söz veremem dedi gitti. Eh en azından bu sıcaklarda biraz rahatladık diyerek halimize şükrettik o gün. Gel gör ki dün yine klima bozuldu. İçimden 2019’a girene kadar tamir olur inşallah diye dua ediyorum sadece…

Türkiye Sorunsalı

Bu tamamen şahsi olan bir etken. Geçen yazının sonunda bahsettiğim Türkiye ziyaretini gerçekleştirdik. Bunun beni etkileyebileceğini biliyordum zira etkiledi de. Gerçekten biraz uyum sarsıcı oldu. Döndüğümde kendimi ispanyolca konusunda çok daha güvensiz buldum. Ama zamanla toparladım yine.

Önemli olan eksiği fark edip kapatmaya çalışmak. Şu anda gittikçe iyiye gidiyorum. Kelime haznesi olarak çok zayıf kaldığımı hissetmeye başladım. Bunun için bir şeyler yapmam lazım. Onun için geçtiğimiz haftasonundan itibaren günlük tutmaya başladım. Bunu küçükken okulda ingilizce dersinde yaptırmışlardı, şimdi de yararlı olacağını düşündüm. Böylece hem geçmiş zamanda gelişeceğimi hem de kendi başımdan geçenleri ifade etmeye çalışırken zaten hayatımda olan bazı kelime ve tamlamaları öğrenebileceğimi düşünüyorum. Ayrıca konuşma pratiğini bakkal/manav/sınıf arkadaşı seviyesinden de çıkarmam lazım. Bunun için de çözümler düşünüyorum. Yukarıda bahsettiğim bol Arjantinli ortamı yaratabilirsem o da çok işime yarayacaktır. Yakında tamamıyla söktüm diyebilmeyi umuyorum.

Yarı Yıl Değerlendirmesi:

+ Dilim istediğim kadar hızlı olmasa da gittikçe gelişiyor.

+ Artık kuaförüm var.

+ Ocak ayındayız ve yazı yaşıyorum! Gerçi bazen ocakta olduğumuzu unutmama sebep oluyor ama yine de güzel. Dediğim gibi güneşin etkisi göz ardı edilemez.

+ Aidiyet duygusu yerleşmeye başladı artık. Hala bizim Arjantin diye bahsetmiyor olsam da, burası evim demesem de burada evim var demek beni mutlu ediyor.

 Arkadaşlık kurma konusunda tahminimden daha fena sınıfta kalmışım haberim yok…

Yine de dönüp bakınca altı ayımın güzel geçtiğini düşünüyorum. Zamanın nasıl aktığını anlayamadım gerçekten. Bu güzel bir şey olmalı değil mi? Bilirsiniz insan sıkıldığında, bulunduğu ortamdan bir an önce kurtulma isteğinde olduğunda zaman akmaz olur. Böyle hızlıca geçtiği için sevinmeliyim galiba.

Geçen yazıyı yazmak daha kolay olmuştu. Onu yazmaya başlarken zorlanacağımı düşünmüştüm ama sonra kelimeler akıp gitmişti. Şimdi ise tam tersini yaşadım. Kolay olur sanmıştım ama kelimeleri buldurmak nedense daha zor oldu bu sefer. Bakalım yılı bitirince nasıl olacak. 🙂

 

 

Bumerang - Yazarkafe