Buenos Aires’te 1 Yıl

Adaptasyon Serisi #3: Evim Güzel Evim

Bugün itibariyle Arjantin’de bir senemi doldurmuş oluyorum.

Adaptasyon serisini ilk kez görenler için kısa bir özet geçeyim; tam bir sene önce bugün, 10 Temmuz 2017’de, Arjantin’e taşındım. Buraya gelirken kendime verdiğim bazı sözlerim, ulaşmayı umduğum bazı hedeflerim vardı. Bunlardan en bariz ve önemli olanı tabi ki Arjantin’e alışmak, buraya adapte olabilmekti. O yüzden ben de adaptasyon sürecinde kritik olan 3 noktada kendime öz değerlendirme yapmaya ve böylece amaçladığım yolda yürüyüp yürümediğimi kontrol etmeye karar verdim. Daha önce Arjantin’deki 3. ayımda ve 6. ayımda buna benzer iki adaptasyon değerlendirme yazısı yazdım. Bugün serinin son yazısıyla karşınızdayım.

Bu bir seneyi gerçekten planladığım gibi geçirebilmiş miyim, Arjantin’e adapte olabilmiş miyim birlikte göreceğiz. Ama her yazıda olduğu gibi öncelikle adaptasyon sürecine dair genel geçer bazı konulardan konuşalım. Bu yazıda da öncelikle yeni bir ülkeye yerleşirken kurulan beklentilerden bahsedeceğim.

Beklentiler

Beklentiler insanların sıyrılamayacağı bir gerçektir. Dünya’nın neresine gidiyor olursanız olun, belli başlı beklentilerle gidersiniz ve ne kadar uğraşırsanız uğraşın bazı beklentileriniz gerçekçi olmayacaktır. Yine bir örnek üzerinden gidelim:

Mesela bir Ufuk’umuz olsun ve Ufuk’un üniversite için Amerika’ya, Texas Üniversitesine gittiğini varsayalım. Ufuk okulun sitesini hatmetmiş, okula ve eğitim sistemine dair bir sürü şey öğrenmiş de olsun.Bütün araştırmalarının sonucunda Ufuk’ta bazı beklentiler oluşur.

Ufuk’un Beklentleri:

Yurt odaları iki kişilik. Amerikalı bir oda arkadaşım olacak.

Üniversitenin bahçeleri çok büyük. Ayrıca bir sürü öğrenci kulübü var. Sosyal hayatım aktif olacak. 

Dünya popülasyonunun büyük bir kısmı gibi Amerikan filmeleriyle büyümüş olan Ufuk’un beyni , küçüklüğünden beri televizyon aracılığıyla Amerika’ya ve Texas’a dair bir sürü bilgi toplamıştır; ayrıca bilinçli olmadan yerleşen bazı beklentileri de vardır.

Amerika çok gelişmiş bir ülke. Her tarafında yüksek binalar var.

Walmartlar (marketler) çok büyük.

Teksas’ta insanlar kovboy çizmesi ve şapkası giyerler. 

Teksas’ta yaşayan insanların silahları vardır. 

Teksas çok sıcak. 

Amerika’da siyahiler var. Bu insanlar what the f..k meaaan diye konuşur. 

Ufuk’un Deneyimi:

Ufuk eğitim hayatına başlamak için Teksas’a gittiğinde farkında olduğu ve olmadığı bütün beklentileri kendilerini belli edecek ve aslında bazılarının doğru olmadığını görecektir.

Ufuk yurduna yerleşir. Odası okulun sitesinde açıklandığı gibi iki kişiliktir. Oda arkadaşı da bir siyahi olan Aarif’tir. Ufuk bu ne biçim Amerikan ismi diye düşünürken Aarif’in aslen Güney Afrikalı olduğunu ve Teksas Üniversitesine burslu geldiğini öğrenir. Ayrıca Aarif what the f..k meaaan diye konuşmamaktadır.

Ufuk Teksas’taki herkesin kovboy çizmesi ve şapkası takmadığını ama bazı insanların gerçekten böyle giyindiğini görür. Teksas’tan güzel bir hatıra olacağını düşündüğü için dönemeden kendisi de kovboy çizmesi almaya karar verir.

Walmartlar gerçekten büyüktür. Ama Ufuk daha küçük olan bir sürü başka market de olduğunu fark eder. Ayrıca hiç yüksek binaların bulunmadığı mahalleler de bulunmaktadır.

Üniversitesinde gerçekten de birçok kulüp vardır. Ufuk hemen bir tanesine katılır ve bu kulüp aracılığıyla bir sürü insanla tanışır. Öte yandan Teksas gerçekten çok sıcaktır. O yüzden arkadaşlarıyla çimlerde yatma hayalleri suya düşer, hep klimalı yerlerde otururlar.

Bu basit, hatta belki biraz çiğ bir örnek oldu farkındayım. Ancak insanlar farkında olarak veya olmayarak ne kadar basit beklentilere girebiliyor özellikle vurgulamak istedim. İnsanlar beklentilerini tamamen kendi kültürel kodlarıyla kurarlar. Bu nedenle beklentilerin tamamının karşılanması mümkün değildir. Öte yandan bütün beklentilerinizin boş çıkması da mümkün değildir.

Yeni bir ülkeye taşınırken önemli olan beklenti kurmamak veya çok doğru beklentiler kurmak değildir. Kişinin sadece beklentileri olacağının ve bu beklentilerin bazılarının karşılanamayabileceğinin farkında olması gerekir. Aynı şekilde bunların farkında olmanız beklentiniz karşılanmadığında sükunetle karşılayacağınız ve hiç şaşırmayacağınız anlamına da gelmez. Bu farkındalık sadece şokları daha kolay atlatmanızı, daha rahat “ah be bu demek ki burada böyle olmuyormuş” diyip geçmenizi yani yeni bilgiye daha kolay adapte olmanızı sağlayacaktır.

Benim Beklentilerim

Gelelim benim Arjantin beklentilerime.

Daha önceki yazılarda da bahsetmiştim, Arjantin’den önce üç farklı yurt dışı deneyimim oldu. Bu deneyimlerin bana öğrettiği en büyük şeylerden biri sürecin hiçbir şekilde kolaylaşmaması. Yani daha önce Belçika’da yaşamış ve oraya uyum sağlamış olmak Danimarka’ya gidince oraya da çat diye uyum sağlayacağım anlamına gelmiyor, zor yoldan öğrendim. Bütün bu deneyimler insana bir şey öğretiyor: bir uyum süreci olmak zorundadır ve bu süreç kaçınılmazdır. Dolayısıyla buraya gelmeden önce kendime bilinçli olarak şu düşünceyi yerleştirdim:

Arjantin’e alışmak zor olabilir. Bunun zaman alacağı kesin, moralinin bozulduğu anlarda motivasyonunu yitirme. 

Dil öğrenmek, bir yere uyum sağlamanın en kilit noktalarından biridir. Sadece dil bilmek bir işe yaramayacağı gibi hiç dil bilmemek de adaptasyona engel değildir. Ancak genelde ikisi (dil ve adaptasyon) doğru orantılı ilerler. Dil ilerledikçe iletişim kolaylaşacağı için adaptasyon süreci de ivme kazanacaktır. Onun için kendime koyduğum ikinci hedefim ve kendimden beklentim:

Bir yıl içinde İspanyolca öğren. Bir yılın sonunda günlük olarak akıcı konuşacak seviyeye gelmelisin.  

Diğer, daha basit beklentilerim ise şu şekildeydi:

Tangonun ülkesine gidiyorsun, gitmişken tango öğren!

Bir yılın sonunda iş bul. 

Bir süre bol bol zamanın ve imkanın olacak. Şu hep istediğin blogu aç. 

Gelelim bilinçsiz beklentilerime.

Daha önce Belçika’da bir senede Flemenkçe öğrendin, Arjantin’de de bir senede İspanyolca öğrenirsin. 

İşletme mezunusun ve İngilizcen iyi. İşletme geniş bir alan olduğu ve İngilizce de konuşabildiğin için bir sene içinde kesin iş bulursun. İlk 6-7 ay kendine dil öğrenmek için zaman var. Biraz İspanyolca da öğrenince uluslararası şirketleri deneyebilirsin. 

Bir kez iş bulunca sürekli İspanyolca kullanılan bir ortamda olacaksın. Böylece İspanyolca pratiğin ve kulak dolgunluğun artacak ve daha kolay öğreneceksin. 

Ayrıca, işe girince sosyal bir ortamın içine de girmiş olacaksın. Bu arkadaşlıklar kurmanı kolaylaştıracak. 

Öz değerlendirme

Değerlendirmem sırasında daha önceki yazılarımda da bahsettiğim bazı noktalara da değinmek istiyorum.

+ Mesela her yazıda sekmeden anlattığım manavımla gerçekten çok iyiyiz. Bana bu portakal şundan daha güzel falan diyor. Arada bir annemi soruyor, nasıl diye. O derece yani.

+ Bakkal, market, pazarlar, kuaför, terzi, ayakkabıcı, mobilyacılar, avm, konser alanı, tiyatro salonu, parklar, bahçeler… Nerede ne var, sağlık sigortamız nasıl kullanılıyor, ilaçlar nereden nasıl alınıyor, Buenos Aires’te mutfak eşyaları nereden bulunur, mobilyacılar nerededir? Bunların hepsini biliyoruz artık.

+ Çok fazla olmasalar da çok sevdiğim birkaç arkadaşım var artık.

– 6. ay yazımda bahsettiğim tamirci hala lambayı tamir etmek için geri dönmedi. Ben de peşini bıraktım artık. Sadece evde hiçbir şeyi bozmamaya çalışıyorum.

Bilinçli beklentilerim:

– Dil konusu kendimi en çok hayal kırıklığına uğrattığım konu. Ama dersimi biraz geç de olsa aldım. Şu anda dil kursunu bıraktım ama kendi kendime bütün bir sene boyunca yaptığımdan çok daha fazla çaba veriyorum. Dil konusundan birazdan daha detaylı bahsedeceğim.

– Hala Tango öğrenmedim.

+ İş konusuna da dille birlikte birazdan değineceğim ancak bir yıllık hedefime son dakikada Türkiye merkezli evden çalışabileceğim bir iş bularak ulaşmayı başardım.

+ Gördüğünüz gibi istediğim o blogu da açtım.

Büyük bir eksi: Bilinçaltı Beklentilerim

Küçük bir ip ucu: Genelde en acı olaylar, farkında olmadan kurulan beklentilerden ötürü ortaya çıkar.

Sevgili ben,
Belçika’da kalırken zaten Belçikalı bir aileyle birlikte yaşıyordun. Dolayısıyla orada çat diye dil öğrenmiş olman, Arjantin’de eşinle yaşarken de hemencecik İspanyolca öğreneceğin anlamına gelmez. Tamam, sen bunu zaten biliyordun, o yüzden de Belçika’da yaşadığın piki burada da iş bulunca yaşayacağını sandın. Peki belki de iş bulamayacağın hiç aklına geldi mi?

Doğruyu söylemek gerekirse ben en büyük darbeyi bu noktada aldım. Şimdi durup düşünüyorum da, iş bulamayabileceğim hiç aklıma gelmemiş. Çünkü iş bulmayı, yukarıda bahsettiğim bilinçaltı beklentilerim sebebiyle, çok ama çok istemiştim. Maaşa önem vermiyordum. Sadece iş deneyimi ve sosyal ortam istiyordum. İngilizceme de çok güveniyordum o yüzden herhangi bir şekilde iş görüşmesi ayarlayabilirsem karşı tarafı ikna edebileceğime de emindim.

Sorun şu ki görüşmeye bile hiç çağrılmadım. Şirket gözünden bakacak olursak ben; İspanyolca seviyesi düşük bir expat eşiyim sadece. Ki expat eşi olmam da Arjantin’de geçici olduğum ve illa ki günün birinde işten ayrılacağım anlamına geliyor. Kimsenin de “Aaa ama İngilizcesi iyiymiş, işletme de bitirmiş, hem bir sürü yurt dışı deneyimi var.” dediği yok.

Ben bu son noktayı gözden kaçırdığım için zamanımı yanlış bir stratejiye harcamış bulundum. Sonuca (iş bulmak) ulaşmak için çabalarken fark etmeden süreci (dil öğrenme) kaçırdım. Böyle olunca iki konuda da başarısızlığa uğramış oldum.

Büyük bir artı: Aidiyet duygusu

Bu yazının en güzel kısmı bu. Benim bir yılın sonunda kendimi iyi hissetmemi sağlayan şey. Çünkü bazı şeyleri istediğim kadar iyi yapamadım belki ama Arjantin’e karşı bir aidiyet duygusu, bir bağ oluşturmayı başardım. Türkiye’ye son gidişimde fark ettim ki artık ben Buenos Aires’i ev olarak kabul edip özlemeye başlamışım. Yaşadığın yeri özleyebilmek hem çok güzel bir duygu hem de adaptasyonun bir göstergesi.

Gerçi eğer başka bir ülkede Türk mahallesine taşınmış, mahallenizden hiç çıkmadan yaşıyor ve o ülkeye/şehre dair sadece kendi mahallenizi özlüyorsanız bu adaptasyon göstergesi sayılmaz. Ancak bunun gibi ekstrem örnekler dışında aidiyet duygusu genellikle yeni çevreye uyumla doğru orantılı olarak gelişir.

Yeni yaşam alanınızla bir aidiyet bağı kurmanız artık oranın her şeyini, her özelliğini seviyorsunuz anlamına da gelmez. Tersine sevdiğiniz sevmediğiniz bütün özelliklerini kabullenip bu özelliklerle birlikte yaşayabiliyorsunuz, yeni alanınıza uyum sağlıyorsunuz demektir.

Bu seri neden bir yıllık?

Her yazıda değerlendirme yapmak için üç kritik zamanı seçtiğimden bahsedip durdum. Ayrıca her yazıda açıklamasını da yaptım.

3. ay, insanın artık turistlikten çıktığı ve bulunduğu o yeni yerde yaşadığını gerçekten hissetmeye başladığı zamandır. Artık insan yavaş yavaş bir şeyleri oturtmaya başlar. Adaptasyon artık başlamış olsa da genelde 3 ay civarında kültür şokları art arda gelmeye devam eder. Kişi daha hala yeni ülkeye temel atıyordur. Zaten üçüncü ay değerlendirmesine bakarsanız burada bahsettiğim konuların metro kartı, günlük süt gibi çok yüzeysel şeyler olduğunu görebilirsiniz.

6. ay, genelde bir yere alışmaya çalışırken en sancılı geçen dönemdir. Çünkü insan artık yüzeysel şeylerden daha derine inmeye başlamıştır. Dolayısıyla bu noktada yaşanan kültür şokları daha sarsıcıdır. İnsanın moralini bozabilir, motivasyonunu kaybetmesine sebep olabilir. Ben altıncı ayda yaptığım değerlendirmenin benim çok işime yaradığını düşünüyorum. Eğer o değerlendirmeyi yapmayıp özellikle dil konusunda bazı adımlar atmaya çalışmasaydım şu anda bu yazıyı pek de gönül rahatlığıyla yazıyor olmazdım.

1. yıl ise artık aidiyet duygusunun oturduğu zamandır genelde. İnsanın geriye dönüp “Heyt be bir yıl nasıl da geçti” dediği zamandır. Bir yılın sonunda uyum ve öğrenme süreci bitmez ama çok daha kolaylaşır. Çünkü artık yol yöntem biliyor, daha kolay adım atabiliyorsunuzdur.

Son Söz

Ben bu bir senedeki performasımı, beklentimin altında kalmış olsa da, pozitif görüyorum. Zaman zaman yolumdan sapıyorum diye korkup paniklediğim çok oldu, ama yine de, varmak istediğim yere en azından yaklaşmayı başardım. İşin en güzel yanı ise, bir sene bitti. Artık Arjantin’e temellerimi attım ve yeni bir ülke çıkagelene kadar sağlam temellerimle buradayım.

Yani sürecin en zor kısmı artık arkada kaldı.


Yazı Bilgileri:

Yazım tarihi: 10 Temmuz 2018

Güncelleme: Adaptasyon serisi orijinalliğinin bozulmaması için güncellenmemektedir.

Bu seri Arajntin’de expat hayatını deneyimleyen bir expat-eşi tarafından yazılmıştır. Expat nedir öğrenmek için şu yazılara göz atabilirsiniz:

Expat Nedir? Ne değildir?

Expat Olmanın Avantajları ve Dezavantajları

Expat Nasıl Olunur?

 

Bumerang - Yazarkafe